Bir önceki yazımızda kişinin yaşadığı şehirde iş bulma, hoşgörü ve fiziki ortamın yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini konu ettik. Bu yazıda ise sanatın desteklenmesi, sessiz ortam ve toplumdaki güvenlik algısının etkilerini konu edeceğiz.
Sanatın Desteklenmesi: Tiyatrolar, sinemalar, müzeler, sanat galerileri, dans merkezleri hatta sokak sanatçıları yaşayanların hayatını renklendirir. Sanat galerilerinin desteklenmesi sanat eserlerinin sayısını artırır, niteliğini yükseltir ve toplumun estetik anlayışını geliştirir.
Sessiz Ortam: İnsan bulunduğu ortama uyum yeteneği çok yüksek bir canlıdır. Buz gibi soğuk hava koşullarına, hatta çirkin şehirleşmeye bile alışabilir. Ancak gürültüye alışarak uyum sağlayamaz. Otonom sistemin harekete geçmesi kas gerilimini artırarak kan basıncını yükseltir. Ayrıca yüksek ses uyku kalitesini bozar ve sağlığı orta ve uzun vadede olumsuz etkiler. Uçuş hattı altında oturmak, otoyol trafiğine yakın yerde yaşamak, gece geç saate kadar yüksek sesli müziğe muhatap olmak gibi durumlara kişi alıştığını düşünse de, bedeni tepki verir ve tüm bunlar birçok kronik hastalığa zemin hazırlar.
Her belediye yukarıdaki öğelerden bir veya birkaçına odaklanarak, o bölgede yaşayan insanların sağlığını ve yaşam doyumunu geliştirecek şekilde düzenleyebilir.
Güvenli Ortam: Beslenmeden sonra insanın en temel ihtiyacı güvendir. Güven varlığı doğrudan hissedilmeyen ancak yokluğu hayatın her cephesini zorlaştıran bir duygudur. Güven en başta asayiş ve can güvenliği ile ilgilidir. Ancak aynı zamanda medya, siyaset, adalet, sağlık, eğitim sistemi gibi toplumu yapılandıran kurumlara ve insanların birbirlerine olan güvenini de içine alır. Kriz dönemlerinde ise üç kuruma olan güven belirleyicidir. Bu kurumlar akademi (bilim insanları), medya ve kamu yönetimidir. Böylece yakın zamanda pandemi döneminde deneyimlediğimiz gibi, krizler bu kurumlara güven ölçüsünde kolay veya zor yönetilir, daha az veya çok sıkıntıyla aşılır ve kriz öncesi normlara o ölçüde kolay veya zor dönülür.
Ipsos’un Küresel Güvenirlik 2026 Endeksi’ne göre doktorlar %58 ile en güvenilir meslek grubu olarak kabul edilmiştir. Bunu sırayla %57 ile bilim insanları ve %53 ile öğretmenler izlemiştir. En düşük güvenden ise %13 ile politikacılar, %14 ile sosyal medya fenomenleri ve %15 ile reklam yöneticileri payını almıştır.1
SODEV’in Haziran 2019’da yargıya güven konusunda yaptığı araştırma ise düşündürücü sonuçlar vermiştir:2 “Adalet deyince aklınıza ne geliyor?” sorusuna %28 oranında “adaletsizlik” cevabı verilmiştir. Ayrıca, yargının bağımsız olduğunu düşünenlerin oranı %34, tarafsız olduğunu düşünenlerin ise %38 çıkmıştır. Mevki ve güç sahibi birisinin adil yargılanmayacağına inananların oranı ise %79 olmuştur. Vakfın Ağustos 2025’te kamuoyuyla paylaştığı Yeni Anayasa Arayışında Türkiye raporunda ise katılımcılar “Sosyal demokrat partiler anayasa tartışmasında hangi üç başlıkla öne çıkmalıdır?” sorusuna %71 oranında “hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı” yanıtını vermiş, böylelikle yargı bağımsızlığı ihtiyacının öncelikli tutulmaya devam ettiği görülmüştür. Aynı raporda “Aşağıdaki başlıklardan hangisi sizin için daha önemli?” sorusuna ise %87 oranında “ekonomik adaletin sağlanması” yanıtı verilmiş; bunu %85 ile “temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması”, %84 ile “inanç özgürlüğünün güvence altına alınması”, %78 ile “Anayasa’nın ilk dört maddesinin olduğu şekliye korunması” izlemiştir.3
İngev ve Bilgi Üniversitesi’nin araştırmasına göre ise sosyal medyanın yalan haberlerle dolu olduğuna inananlar %61 düzeyinde olmasına rağmen, “özgür haber almamı sağlar” diyenlerin oranı %56’dır.4 Reuters Institute’ün Digital News (Dijital Haberler) raporuna göre kamuoyunun büyük bir kısmı ekonomik ve siyasi krizin etkilerini öğrenmek için kalan birkaç bağımsız medya kuruluşuna ve haber içerik üreticilerine yönelmiştir.5 Reuters’in aynı raporu; Türkiye genel örnekleminde içerik üreticilerinin geleneksel medyaya kıyasla net -7 puan ile daha az güvenilir bulunduğunu ortaya koymuştur. Ancak haberi esas olarak dijital içerik üreticilerinden alan kitle nezdinde üreticiler +44 net puanla ezici bir güven üstünlüğüne sahiptir. Bu da Türkiye’deki haber tüketicileri arasında derin bir çelişki olduğunu bir kez daha göstermektedir.
Bu özellikler açısından değerlendirildiğinde Türkiye’nin toplumu yapılandıran temel kurumlar açısından vatandaşlarının iyilik haline beklendiği ölçüde olumlu katkı yapamadığı anlaşılmaktadır.
Çocukların ev dışında parklarda herhangi bir tehdit altında olmadan oynayabileceği, kadınların gece rahatça sokakta gezebileceği bir ortam; yarattığı güven duygusuyla yaşam doyumunu artırır. Singapur bu açıdan dünyanın en güvenli yeri olarak değerlendirilmiştir.
Geçen yıllarda Heidelberg’de yapılan bir akıl sağlığı toplantısında Avrupa Birliği nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ının çeşitli düzeylerde ruhsal sorunları olduğu belirtilmiştir. Bu durum Avrupa Birliği gibi yaşam standardı yüksek bir bölgede yaşansa bile, hayatın insanlar için bir yük haline gelebileceğini göstermektedir. İnsan ruhu bedeninin aynasıdır. Anlaşılıyor ki bu aynada, dünyayı ve kendimizi görmek bizi ya hasta ediyor ya da mutsuz.
İçinde yaşayan insanların iyilik halini belirlemek için Knight Frank City Wellbeing Index (Kent İyilik Hali Endeksi) ilk olarak The Wealth Report’un (Servet Raporu) 2020 edisyonunda tanıtılmıştır. Daha sonra endeks; nerede yaşanacağına ve yatırım yapılacağına dair kararları etkileyen dört kategoriye (sağlık hizmetleri, güvenlik, hava kalitesi ve sürdürülebilirlik) ayrılarak yeniden düzenlenmiştir. Güncel Kent İyilik Hali Endeksi’nin zirvesinde Helsinki yer alırken onu Madrid ve Vancouver takip etmiştir. Taipei, genel iyilik halinde 13. sırada bulunmasına rağmen sağlık kategorisinde dünya birincisi olmuştur. Boston da sağlık alanında gösterdiği güçlü perform