2026 Yılını Karşılarken

Ana sayfa / Blog | Seçilmiş Yazılar / 2026 Yılını Karşılarken

“2025 Yılını ülkemizde yaşayan insanlar nasıl geçirdi?” Bu soruya cevap vermek için farklı sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel grupların gerçeklerine eğilmek gerekir. “Bütün genellemeler hatalıdır” kabulünden hareket eder ve hatalı olduğumu peşin olarak kabullenir ve tek kelimeyle cevap vermem gerekirse “mutsuz” derim. Biraz uzun bir cevap vermem istenirse, “gereğinden fazla ve gerçekçi olmayacak ölçüde mutsuz” derim.

 

İnsanlar ilginç bir şekilde tarihin kendileriyle başladığı duygusuyla yaşıyorlar. Değil tarih bilgisi, yakın geçmiş bilgisine dahi sahip olmaksızın, geçmişin bugünden daha iyi olduğunu düşünüyorlar. Örneğin yakın zamanda yapılan bir araştırma, 18-22 yaş arasındaki gençlerin, “anne ve babalarının kendilerinden daha mutlu olduğunu”, düşündüklerini ortaya koydu.

 

Bugün Türkiye dediğimiz toprak üzerinde yaşayanların dört kuşak önceki büyükleri Balkan Savaşını, 1914-18 arasındaki büyük savaşı, 1919-23 yıllarındaki Kurtuluş Savaşını yaşadı. Batı Anadolu’da erkeksiz köyler vardı. Sonra fakir ancak gururlu ve “muasır medeniyet seviyesine çıkmak” ülküsüne sahip gururlu kuşaklar bugünkü Türkiye’nin temelini attılar. Üç kuşak önce 1939-1945 yılları arasında İkinci Dünya Savaşının getirdiği yokluğu, ekmeğin karneyle dağıtıldığı dönemleri yaşadılar. İki kuşak önce 1971 ve 1980 askeri darbeleri on yıl arayla doğan gençlerinin üzerinden silindir gibi geçti ve bu gençler Esad zindanlarını aratmayacak işkence koşullarını yaşadı. Bu dönem benzin, tüpgaz gibi hayati maddelerin karaborsa temin edildiği, 1971-2003 yılları arasında ortalama %71 enflasyonla yaşanan bir dönemdi. 

 

Bu geçmişi tarih kitaplarından, Çanakkale Gazisi Dedemin anılarından, anne ve babamın tanıklıklarından ve kendi yaşadıklarımdan biliyorum. Bunları düşününce içinde bulunduğumuz dönemin bütün olumsuzluklarına rağmen, bu boyutta kollektif bir derin mutsuzluğun yaşanması için objektif nedenlerin olmadığı sonucuna varıyorum.

 

Mutsuzluk nedenleri

 

İnsanların mutsuz olmasını altı temel nedeni var. Bunlardan birincisi mutsuz insanlarla çevrili bir ortamda yaşamak. İkincisi beklentiler ile gerçekler arasındaki farklar. Üçüncüsü de kıyaslama yapmak. Geçmişte kıyas nesneleri akraba, arkadaş ve meslektaş gruplarıyken, bugün dünyanın en iyileri oldu. Sosyal medya bu üç faktörle ilgili olumsuz duyguları alevlendiriyor. Bunun sonucunda da ortaya kollektif bir mutsuzluk çıkıyor. Arkadaş ve meslektaş toplantıları ve sosyal medyadaki paylaşımlar bir yandan birbirinin mutsuzluğunu körüklüyor, bir yandan da kendi mutsuzluğunu büyütüyor.

 

Mutsuzluğun diğer nedenlerini de merak edenler için sıralayayım. Hayatı gereğinden fazla karmaşıklaştırmak, geçmişe duyulan özlem ve kendini aşırı önemsemek. Bu faktörlerin her biri de her kişi için farklı ölçülerde mutsuzluk kazanına odun taşıyor. Çevremdeki çok kişi, nedeni belli olmaksızın hayattan alacaklı olduğuna inanıyor. Oysa hayat hiç kimseye hiçbir şey borçlu değil. Herkesin, para, itibar ve güce ihtiyacı var. Sahip olmak istediklerimizi sahip olmak hakkımız ancak hak etmek kaydıyla.

 

Bu noktada hak etme koşullarının eşit olmadığı yönünde haklı eleştiri akla gelecektir. Bu durumda da insanları hayatta tutacak olan umuttur. Umut gelecekle ilgili olumlu beklentiler içinde olmaktır. Ancak umudun, hüsnü kuruntu değil de gerçek bir umut olması için, bir hedefin ve planın olması ve bu planın da eylem içermesi gerekir. Bunun için umutsuzluğu aşmak için atılacak adım, durumdan memnun olmayanların kendi anlayışlarına uygun bir sivil toplum kuruluşuna veya tüzel kimliği olmayan bir platforma katılmaları gerekir. Böylece etki alanlarını genişleterek memnun olmadıkları durumu değiştirmek için aktif çaba içinde olacaklardır. Hedefe doğru ilerlemek ve yalnız olmadığını bilmek de onlara cesaret ve güç verecektir. Çünkü biliyoruz ki zor zamanlar güçlü insanlar yaratır. Güçlü insanlar iyi zamanlar yaratır. İyi zamanlar zayıf insanlar yaratır. Zayıf insanlar da zor zamanlar. Bu nedenle içinde bulunduğumuz zor zamanlar insanların içindeki gücü ortaya çıkartmak ve güçlü insanları yaratmak için önemli bir fırsattır.

 

Diğer taraftan sıkıntılı zamanlar dayanışma için bir fırsattır. Bunun için de güven duygusu belirleyicidir. Japon düşünür Fukuyama, toplumları kristallere, bireyleri de moleküllere benzetir. Güven de moleküller arasındaki çekimi sağlayan tutkal gibidir. Yüksek güvenlikli toplumlar granit, düşük güvenlikli toplumlar da kum tepeleri gibidir. Ne yazık ki, PEW araştırma Merkezi’nin 2025 yılı araştırmasına göre, Türkiye orta gelirli ülkeler arasında en düşük güven düzeyine sahip ülke olarak çıkmıştır. Ülkemizde her 100 kişiden 84’ü vatandaşına güvenmediğini belirtmiştir. Bu da yaşanan mutsuzluğa katkıda bulunan bir diğer faktördür.

 

Sonuç

 

Türkiye hiçbir zaman beyaz ve ak bir ülke olmamıştır. Bu ülkede yaşayanlar her zaman grinin farklı tonlarında hayatlarını sürdürmüştür. Hayatta her şey bitmek için başlar. Bugün biraz koyu bir gri içinde yaşıyorsak, inanmalıyız ki bu da geçecek. Bu nedenle benim 2026 Yılından beklediğim, sağlık dışında bir tek şey var: “Sahip olduklarımız eksilmesin”.

 

2026 Yılının sahip olduklarınızı eksiltmeyecek, sevdikleriniz ve önem verdiklerinizin sizinle birlikte 2027 yılını kutlayacakları bir yıl olmasını dilerim. 

Size nasıl yardımcı olabiliriz?

Bu hizmetimiz ile ilgili sorunuzu yanıtlamamız için formu doldurabilirsiniz. En kısa sürede yanıt vereceğiz.
TOP