Boşanmanın cinsiyetler üzerinde yarattığı farkı açıklayan en önemli belirleyici, boşanmayı kimin talep ettiğidir. Bugün hala geçerli olan bu farkın ortaya konması 1867 yılına dayanmaktadır. Avrupa ve Anglosakson dünyasında kadınlar boşanmaların yüzde yetmişi için ilk adımı atmaktadır. Bazı evlilikler eşlerden birinin ölümü ile sonlanır ve bu hem kadınlar hem de erkeler için de çok stres verici bir yaşantıdır.
Erkekler boşanmadan sonra ikinci bir evlilik için kadınlardan çok daha fazla girişimde bulunurlar. Erkeklerde yeniden evlenme oranları kadınlardan neredeyse iki kat daha fazladır.
İnsanların hayatlarıyla ilgili olarak bu kadar çok veriye sahip olmak, konuya birçok farklı açıdan bakma imkânı vermiştir. Bu sebeple uzun ve sağlıklı yaşamaya neden olan pek çok değişkeni dışında bırakarak sadece evlenme-boşanma ilişkisine odaklanmak mümkün olmuştur.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ilk evlilik yaşı 2001’den 2024 yılına 26.0 dan 28.3 e, kadınlarda ise 22.7 den 25.8 e çıkmıştır. Evlenenlerin sayısı 2018 yılında bir önceki yıla göre %2.9 azalmış, buna karşılık boşanma oranı bir önceki yıla göre %10.9 artmıştır. 2001 yılından bugüne evlenme hızı yüzde 20 düşmüş, buna karşılık boşanma hızı yüzde 50 nin üzerinde artmıştır. Bu veriler kentleşmenin artması ile Türkiye’nin bütününde evlenme yaşını yükselttiğini boşanmaların da arttırdığını ortaya koymaktadır. Türkiye açısından bakıldığında evliliğin ertelendiği, boşanmaların yaygınlaştığı ve aile başına çocuk sayısının azaldığı görülmektedir. Boşanma açısından ilk yılların kırılgan olduğu, 2024 yılı verilerine göre ilk beş yılda yüzde 33 gibi yüksek bir oranla anlaşılmaktadır.
Seksen yıllık kohort bir araştırma olan Terman Grubu’ndaki kadınlar açısından boşanma ve bekârlık incelendiğinde erkeklere kıyasla önemli bir fark ortaya çıkmıştır.
Kadınlar açısından;
Evli olan kadın ve erkeğin değil, evli erkeklerin daha uzun yaşadığı doğrudur. Araştırmalar kadınlar için bir fark ortaya koymamıştır.
Erkekler açısından;
Terman grubu çocuklarından, düzenli ailelerde yetişenlerin kendileri de düzenli evlilikler sürdürmüştür. Halk arasındaki deyişle söylersek “Kuş yuvada gördüğünü izler” sözü doğrulanmıştır. Konuya yaşam süresi açısından bakıldığında boşanmış ailelerin çocuklarının o kadar şanslı olmadığı görülmüştür. Bu sonuçların geçen yüzyıla ait olduğunu unutmamak gerekir. Günümüzde biriken bilgi ve ulaşılması kolay danışmanlık hizmetlerinin sonucunda artan bilinç düzeyi, daha önce de belirttiğimiz gibi, boşanmış eşlerin çok daha dikkatli davranmalarını sağlamaktadır.
Bu durum kaçınılmaz olarak bazı insanların doğuştan yılmazlık özelliğine sahip olup olmadıkları sorusunu akla getirir. Yılmazlık erken yetişkinlik yaşlarından başlayarak yıllar içinde ve yaşam süresinde zorlukların üstesinden gelinerek geliştirilen, uzun hayata ve başarılı olmaya zemin hazırlayan bir özelliktir.
Günümüz hayatının değişen koşullarında tek yaşamak konusundaki tercihin arttığı görülmektedir. Belki bunun istisnası yaşlı ve işsiz erkeklerdir. Hayatı boyunca yalnız yaşayanlar arasında kadınlar daha başarılı gözükmektedir. Bu özellikle 65 ve üzeri yaş grubu için geçerlidir.
Bekâr bir kadının ilginç bir hayatı, toplumsal organizasyonlara katılımı, çok sayıda arkadaşı varsa, evlenmesi veya yeniden evlenmesi uzun yaşamak konusunda olumsuz bir etki oluşturmamaktadır.
Kadınlar açısından yapılan değerlendirme evli ve bekâr kadınların ömür süreleri arasında ortaya fark koymamıştır. Cinsiyet farkı açısından kadınlar bekâr veya yalnız yaşamak konusunda erkeklerden daha iyidir. Kadınların yalnızken neden daha iyi bir yaşam sürebildiklerinin sebebi kesin kesin olmamakla beraber, DePaulo’ya göre, kadınların eş ve çocukları olmadığında geleneksel rol ve beklentilerden kendilerini özgürleştirmeleridir.
Berlin Yaşlılık Merkezi’nin 40-85 yaşları arasındaki 6188 kişiyi içine alan bir araştırması günümüze ışık tutacak özellikler taşımaktadır. Bu araştırmaya göre sosyal iyilik hali için romantik birliktelik çok önemlidir. İlerleyen yaşla ve zaman içinde değişen anlayışa bağlı olarak yalnızlığın bir ölçütü olarak birlikte yaşamanın önemi azalmıştır. Buna ek olarak araştırma genç bekârların doyum düzeyinin yüksek olduğunu göstermiştir.
Hiç şüphesiz Batı ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de evlilik, bekârlık ve yalnızlığa yüklenen anlam değişmiştir. Günümüzde özellikle gençler arasında yalnız yaşamak tercih edilen bir seçenek olmaktadır. Ancak toplumun geleneksel bağları ve önceki kuşakların beklentileri birçok kişiyi çok istekli olmadığı halde evliliğe yönlendirmektedir.
Sağlık, hayat süresi ve evliliği diğer koşullardan bağımsız olarak değerlendirmek yanıltıcıdır. Bu konuda etkili olan farklı koşulların etkisinin de göz önüne alınması gerekir. Evliliğin daha sağlıklı ve mutlu bir hayat sunduğu konusunda muazzam bir literatür vardır. Ayrıca mutsuz evliliklerin iyilik haline ve sağlığa daha zararlı olduğu anlaşılmaktadır. Mutlu insanlar (kural olmasa da) çoğunlukla mutlu evlilikler yapar ve evlenmeden önce de mutludurlar. Boşananlar, benzer şekilde boşanmadan önce de mutsuzdur.
Kısacası, mutlu evlilik tesadüf değildir.
(*) “Aşk, Evlilik ve Boşanma” yazıları “Hayatın Hakkını Vermek” kitabına temel olan 80 yıllık Terman araştırmasının, güncel araştırmalarla desteklenmesine dayanmaktadır. Konuya ve literatürüne ilgi duyanlar kitaba başvurabilir.