Öncelikle gençliğin çok kötüye gittiği düşüncesini zihnimizden atmak gerekiyor. Gençliğin iyi yetişmediği ve ülkeyi felakete götüreceği fikri Sümer tabletleri, Mısır papirüsleri ve Antik Yunan yazılarından bu yana tekrarlanıyor. Ellili yıllarda Elvis Presley’in, altmışlı yıllarda The Beatles’ın gençliği yoldan çıkardığı düşünülürdü. Yetmişli yıllarda siyasi hareketlerin içinde olmak, seksenli yıllarda günü yaşamak anlayışı, doksanlı yıllarda video oyunları, günümüzde de sosyal medya tehdit olarak görülüyor. Anne-baba ve eğitimciler bu tehditten kurtulurlarsa her şeyin düzeleceğine inanıyor ve temeldeki nedeni görmek istemiyorlar. Bu tehditten kurtulmanın yolu olarak görmezden gelme, yasaklama, cezalandırma, nasihat etme, ders vermeyi çare olarak görüyorlar. Bu durumda çocukların zamanlarının büyük bölümünü ekran başında geçirdiği, “böyle bir dünyada aileler ne yapabilir?” sorusu hem anne ve babaların hem de eğitim sistemi içinde olan herkesin zihnini kurcalıyor.
İster 11 Eylül’de İkiz Kulelerin vurulması, ister bir maden veya uçak kazası hiçbir zaman tek bir nedene bağlanarak açıklanamaz. Bu olayda da nedenleri ana hatları ile şöyle özetlemek mümkündür. Öfke yönetimi, kimlik ve statü arayışı gibi bireysel nedenler; ihmal ve istismar, aile içi şiddet ve disiplin eksikliği gibi aile içi erken yaş deneyimine bağlı nedenler; akran baskısı, zorbalık, dışlanma ve çeteleşme gibi akran ve sosyal çevreye bağlı sorunlar; akademik başarısızlık, eğitimin işlevsizleşmesi, okul iklimi gibi eğitim sistemine bağlı nedenler; şiddetin normalleşmesi, eşitsizlik ve adaletsizlik gibi toplumsal ve kültürel sorunlar; siber zorbalık, değersizlik, şiddeti normalleştiren çevrim içi oyunlar gibi dijital dünyanın neden olduğu sorunlar. Kısacası genel olarak toplumdaki şiddet eğilimi gençlerin kötülüğü değil, birbirinin içine geçen çeşitli halkaların oluşturduğu bağlamın ürünüdür. Bu halkaların her biri önemlidir ve hiçbiri tek başına sorunu çözmez. Kısacası kırılgan aile yapısı, akran baskısı, okulun işlevini kaybetmesi, eşitsiz ve adaletsiz toplumsal koşullar ve dijital dünyadan yansıyanlar, şiddeti bir ifade biçimine dönüştürüyor.
Gençler yaşadıkları tarih dönemine atıf yaparak, en büyük zorluklarla mücadele etmek zorunda kalan şanssız bir kuşak olduklarını düşünüyor. Bunun nedeni ne Türkiye ne de Dünya tarihi konusunda neredeyse tümüyle cahil olmalarıdır. Ancak diğer taraftan anne ve babalar da çocuk yetiştirmenin geçmişle kıyaslanmayacak kadar zor olduğunu hissediyor. Çünkü kendi yetiştikleri ilişki çerçevesinin çok dışında davranmak zorunda olduklarını görüyorlar. Böyle bir role hem hazır değiller hem de örnekleri yok. Çocukların evde ve odalarında olduğu için güvende hissetmenin ne kadar yanlış olduğunu görülmektedir. Çünkü çocuğun güvenli odası dünyanın bütün kötülüklerine açılan bir pencere potansiyeline sahip. Bu nedenle günümüz anne babalarının her zamankinden farklı ve önemli iki görevi olduğuna inanıyorum. Farklı olan birinci görev kendi ekran sürelerini sınırlamak, önemli olan görev ise çocuğu ile gerçek bir bağ kurmak.
Gençlerin yaşadığı temel sorun özellikle anne ve babalarıyla gerçek bir bağ kuramamaktır. Bu noktada ergenlik dönemi sorunları konusunda çalışan Psikolog Dr. Caswell, ‘hiçbir genç, kendini çok iyi hissettiği bir sırada, sosyal medyada gördüğü bir mesaj üzerine kendini veya bir başkasını öldürmeyi düşünmez’ diyor. Gençlerle görüştüğümde güvendikleri insanlara yaşadıklarını ve duygularını şöyle dile getiriyorlar:
“Tek yaptıkları yanlışlarımı bulmak ve beni azarlamak”.
“Hiçbir şeyi doğru yapamıyormuşum gibi geliyor”.
“Kusursuz olmam için büyük bir baskı hissediyorum ve beceremiyorum”.
“Evde kendim gibi olamıyorum, onun için odama kapanıyorum”.
“Annem ve babam benimle değil notlarımla ilgileniyor”.
“Herkes beni yargılıyor”.
“Öğretmenimin benden nefret ettiğini düşünüyorum”.
“Okul çok sıkıcı ve öğrendiklerimin bir işe yarayacağına inanmıyorum”.
“Dayanacak gücüm kalmadı”.
Bu noktada “aileler ne yapabilir?” Sorusuna odaklanmak gerekiyor. Aşağıda sıralanan öneriler sorunları bir kerede dramatik bir şekilde sonlandırmayacak ancak, küçük adımlarla ilerlemeye imkan verecektir:
Yargılamadan dinlemek.
Herhangi bir konuda yaşadığı heyecanına katılmak.
İlgi duyduğu konulara ilgi göstermek ve neden ilgi duyduğunu anlamaya çalışmak.
Duygularını kabul etmek.
Yaptıklarına değil kişilik ve karakterlerine odaklanmak.
Başarısız olma hakları olduğunu kabul etmek.
Küçük de olsa başarılarını takdir etmek.
Hissettiğiniz sevgi ve şefkati gence hissettirmek.
Böylece onunla daha çok zaman geçirerek dünyasına dahil olma fırsatını yakalamak.
Hiç şüphesiz bunlar bir çırpıda olacak işler değildir. Bu nedenle küçük yaştan başlayarak izlediği filmlerde ona eşlik etmek, haber ve film hikayelerinden kalkarak sorular sormak, sağlıklı değer sistemini inşa etmek için sağlam bir temel atılmasını sağlıyor. Böylece çocuğu da karara ortak ederek gün içinde ekran pehrizleri uygulamak, yemek masasına telefon getirmemek, hafta sonları sınırlı ekran zamanı kullanmak ve benzeri önlemlerle sosyal etkileşimi artırmak sağlıklı bir ergenlik sürecinin yaşanmasını kolaylaştırır. Böylece çocuğun duygu dünyasına yakın olmak ve onun sorunlarını ve sessiz çığlığını önceden duyarak muhtemel tehlikeler için önlem almak mümkün olabilir. Bunun için çocuklarıyla gerçek anlamda bağ kurmaları gerekir. Ancak çocuk aile içinde sınırları öğrenmeli, her konuda anlayış ve empati ile karşılaşmamalı, her şeye hakkı olduğu düşüncesinden uzaklaşmalı ve temel nezaket cümlelerini hayatına sokmalıdır. Çünkü fazla empatinin disiplinsiz yaptığını bilmek gerekir.
Genç anne ve babalara en önemli önerim, rahat etmek için çok küçük yaştan başlayarak çocukların eline ekran ve tabletleri koymaktan vazgeçmeleridir. Ailelere kısa süreli rahatlık sağlayan bu çözüm, daha sonra çok şikayet edilen ekran bağımlılığının temelini atar. İkinci önerim de çocuklarına tek ve biricik olduklarını söylemek kadar, bir toplumda yaşadıklarını ve ortak hayata karşı sorumlulukları olduğunu hatırlatarak vatandaşlık bilincini kazandırmalarıdır. Çocuklara ev işi yaptırarak sadece ailenin refahına değil hayatına da ortak etmek, çocuğun yapabileceği hiçbir şeyi onun adına yapmamak, ona “anneciğim-babacığım” demek yerine ismiyle seslenmek de, onu akademik başarısı kadar hayata hazırlayacak küçük gibi gözüken ancak sonuçları açısından son derece önemli ve değerli adımlardır.
Dijitalleşmenin ve yapay zekanın hayatımıza hazır olmadığımız ölçüde hızlı girmesinin sonucu, tüm dünyada eğitimin içeriği ve geleceği ile ilgili yaşanan kararsızlık halen devam ediyor. Hem eğitimciler hem de gençler öğretilenlerin sınav sonuçları dışında hayatlarına ne katacağını bilemiyorlar. Ancak okul sadece bilgi aktarılan bir yer değil, sosyalleşmenin, toplum kurallarını pekiştirmenin, ülke tarihini öğrenmenin ve bunun uzantısı olarak vatandaşlık bilincinin oluştuğu bir yerdir. Öğretmenler bu sürecin en önemli parçasıdır. Pek çok okulda aile, çocuklarının tek yönlü beyanları ile, öğretmenler hakkında olumsuz konuşarak, çocukların öğretmenlere olan saygısını törpülemektedir. Özel okullardaki disiplin sorunlarının temelinde öğretmenlere karşı ailelerin neden olduğu saygı kaybı vardır. Özel okullarda veliler kendilerini memnun edilmesi gereken müşteri olarak görmekte ve okul yönetiminden eğitimin ruhunu zedeleyici ve çocuklarını hayat karşısında güçsüzleştirecek taleplerde bulunmaktadır. Velilerin wapp grupları ile yönettikleri okullarda hayata hazır gençlerin yetişmesi mümkün değildir. Eğitim sistemi içinde gençlere hamasetten uzak tarih bilgisinin verilmesi ve yurttaşlık bilincinin kazandırılması önem taşımaktadır.
Yukarda sıraladığımız halkaların her biri önemlidir ve daha sağlıklı kuşaklar yetiştirmek için atılacak adımlar için ışık tutacaktır. Ancak en büyük sorumluluk ailelere düşmektedir. Aile dinamiğine göre değişmekle birlikte bazı aileler çocuklarını dış dünyanın bütün tehlikelerine karşı koruyacak bir kalkan olduğuna inanıyor. Çocuk güveni anneden, duygularını yönetmeyi de babadan öğrenir. Çocuğu “ayağına taş değmeyecek” biçimde yetiştirmek ona iyilik etmek değildir. Fazla empati disiplinsiz yapar. Disiplinin temelleri ailede atılı ve okulda pekişir. Bu nedenle atılacak ilk adım öğretmenlere itibar kazandırmak ve yetkilendirmek olmalıdır. Ancak üzüntü ile görüyorum ki, dijital dünyanın denetlenmesi ve cezaların artırılması akla gelen ilk önlemler olmaktadır.
Gençler anne ve babalarının vereceği bütün bilgileri biliyor. İnsanlar hayatlarının her döneminde kendilerini kişisel tarihlerinin tamamlanmış bir döneminde hissederler. Unutmamak gerekir ki, eğer ihtiyaç çok ağır basıyorsa ve duygu çok yoğun yaşanıyorsa, bilgi davranışı değiştirmez. Eğer aksi mümkün olsaydı, dünyada sigara içen bir tek insan olmazdı. Yaşadığımız kaotik dünyada yolunu kaybeden gençlere yardımcı olmanın birinci adımı onlarla iletişimi artıracak bir ilişki geliştirmekten geçiyor. Bunun yolu da yargılamadan daha çok dinlemek, yargılamadan daha çok soru sormak, verilen cevapların içinden yeni sorular çıkartmak ve kendi doğru cevaplarını bulmalarına yardımcı olacak şekilde bağ kurmaktan geçiyor.